| Takva |
|
|
|
| Yazar Administrator | ||
| 13 09 2008 | ||
|
“Allah’a karşı gelmekten sakının (takva sahibi olun) ve bilin ki Allah muttakiler ile beraberdir.” (Bakara Suresi, 2/194) Takva sözlükte korkmak, sakınmak, korunmak, haşyet duymak gibi manalara gelmektedir. Şer’i anlamda takva, Allah’ın özellikle yasakladığı ve hoşlanmadığı şeylerden kaçınmak suretiyle O’nun gazabından ve azabından korunma gayreti şeklinde tarif edilmiştir. Takvayı Allah’ın çizdiği hudutta durmak, bu hududun ne berisinde kalmak ne de ötesine geçmek şeklinde tarif edenler de olmuş. (Abdurrezzak Kaşani, Tasavvuf Sözlüğü, İst-2004, Vera md.) Takva, şüpheli şeyi atıp şüphesizi almaktır. Takva bazen insanı günahlara düşmemek için esasında beis olmayan şeylerden de uzaklaştırır. Kirmani takvanın alametinin vera, veranın alametinin de helal olduğu şüpheli olan şeyleri yapmaktan geri durmak olduğunu ifade etmiştir. Takva, nefisleri olgunlaştıran kişilere üstünlük kazandıran bir meziyettir. İslâm dininde insanlar arasındaki üstünlük ve fazilet ölçüsü mal, mülk, makam, soy, ırk vb. şeyler değil sadece takvadır. Allahu Teala Kur’ân’da şöyle buyurmaktadır: “Allah katında en üstün olanınız en çok takva sahibi olanınızdır.” (Hucurât Sûresi, 49/13) Takva günahlardan kaçınmak, bir Müslüman’ın üzerine düşeni yapmaya gayret etmesidir. Takvadan maksat insanın Rabbini gazaplandıracak, nefsine zararlı olacak şeylerden sakınmasıdır. Dünyada felaketlerden, ahirette azaptan kurtulmak için, iki şeyin lazım olduğu söylenmiştir: Emirlere sarılmak, yasaklardan sakınmak! Bu ikisinden, en büyüğü, daha lüzumlusu, ikincisidir ki, buna Vera ve Takva denir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.)’in yanında, birisinin çok ibâdet ü taat ettiğini diğerinin de, yasak edilen şeylerden, çok sakındığını söylediklerinde, “Hiçbir şey vera’ gibi olamaz!” (Tirmizi,Kıyamet61) buyurmak suretiyle yasaklardan sakınmanın daha kıymetli olduğunu ifade etmiştir. Bu kavram Kur’ân’ın ahlâkla ve toplumla ilgili konularla ilgili pek çok ayetinde zikredilmektedir. Kur’ân örnek bir Müslüman tipi çizerken takva esaslarını ortaya koyar. Olgun mü’minlerin, muttaki mü’minler olduğu ve bütün Müslümanların böyle olmaya çalışması gerektiği hususu özellikle vurgulanır. Bakara Suresinin ilk ayetlerinde Kur’an’ın müttakiler için bir yol gösterici olduğu ifade edilir. Mutasavvıflar, ilmin bâtınî meyvesinin fetva ve hükümler olmayıp takva olduğunu ifade etmişlerdir. Ebu Ubeyde el-Bâci, ölüm döşeğinde hasta yatan Hasan Basri’yi ziyarete gittiklerinde, onun kendilerine şu nasihati verdiğini aktarır: “Sabreder, tasdik eder ve takva sahibi olursanız bu dünya açık ve güzel bir sahadır.” (İmam Gazali, İhya,c.1s.59) Bir hadislerinde İki Cihan Serveri (s.a.s.) takva ile ilgili şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar nezdinde kişinin kıymetini artıran şey maldır. Allah nezdinde de değerini artıran şey takvadır.” (Tirmizi,Tefsir,Hucurat,3282) Öyleyse ahirete imanı olan her Müslüman’ın Allah nezdinde değerini artırma gayreti içerisinde olması gerekir. Takva dinin özü olduğu gibi hayrın da esasıdır. Takva bütün ibadet ve amellerin toplamıdır. Takva ile desteklenmiş, riya ve gösterişten uzak, ihlas ve samimiyet ile salih ameller işlemeye gayret etmeliyiz. Çünkü şanı yüce Allah, “Allah’tan korkun çünkü kalplerin içindekini Allah bilmektedir.” (Maide/7) buyurarak, bizlerin takvayı kalbimizde samimi bir şekilde hissederek yaşamamız gerektiğini belirtmiştir. Dua ederken bile dualarımızda takvayı istemeliyiz. Efendimiz (s.a.v.)’in mağara ve hicret arkadaşı ve kendisine olan müthiş sadakatinden dolayı Sıddîk-i Ekber unvanına mazhar olmuş Hz. Ebu Bekir, en akıllı insanların takva sahipleri, en ahmak olanların da günah sahipleri olduğunu söylemiştir. O büyük insan akıllı ve düşünceli bir kişinin kendisini ateşe atamayacağını, Cehennem ateşine girmesine sebep olacak günahları işleyemeyeceğini, daha doğrusu işlememesi gerektiğini belirtmiştir. Yüce Rabbimiz bir ilahî fermanında şöyle buyurur: “Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size ‘Allah’tan korkun.’ (takva sahibi olmaya gayret edin) diye emrettik.” (Nisa Sûresi4/131) Takvadan üç değişik manada veya üç mertebe olarak da bahsedilmiştir. Bunların ilki, insanın nefsini şirk ve küfürden temizleyerek iman etmesidir. Buna takvanın ilk adımı da denebilir. Diğer bir anlamı da kişinin büyük günahları terk ederek farzları yerine getirmesidir Bu da takvanın ikinci merhalesidir. Bir diğer manası ise kulun kalbini Allah’tan alıkoyacak her şeyden âri kılması, kendisine Allah’ı unutturacak ve kendisini meşgul edecek her şeyi bırakıp gönlünü yalnızca Allah’a vermesidir. Bu en hususi manasıdır ve belki de en üst noktadaki mertebesidir. Takvanın bu en has anlamında, dinin emir ve yasaklarına karşı fevkalâde duyarlı olmak, mükâfattan mahrumiyet veya cezayı gerektiren davranışlardan uzak kalmaya çalışma gayesi vardır. Şu da unutulmamalıdır ki bu merhaleler sırayladır yani kişi şirkten arınıp imanı bulmadıkça imanı bulduktan sonra da günahları terk ederek farzları yerine getirmezse üçüncü mertebeye ulaşamaz. Takvanın, insanın ahireti için manevi bir azık olduğunu şu ayet-i kerime bizlere çok güzel ifade ediyor: “Azıklanın ve şunu bilin ki en hayırlı azık takvadır.” (Bakara Sûresi, 2/197) Görüldüğü gibi insanların maddi ve biyolojik ihtiyaçları için azıklanması ne kadar hayati ve önemli ise manevi hayatı için -tabiri caizse- manevi açlığı için de azıklanması en az o kadar, belki ondan da çok mühimdir. Hazırlamamız gereken bu manevi azık da Rabbimiz tarafından takva olarak bildirilmiştir bizlere. Yahya b. Muaz er-Razi, gerçek zahidin vasıflarından bahsederken onun azığının takva olması gerektiğini ancak onunla varacağı yerin Cennet olacağını söylemektedir (Kuşeyri, Risale,s.200) Ömer b. Abdulaziz de bir hutbesinde şöyle demiştir: “Her yolculuğun kendine göre bir azığı vardır. Ahiret yolculuğu için de takvayı azık alın.” Takvanın manevi bir azık olması ile ilgili Sehl b. Abdullah da şunu söylemiştir: “Allah’tan başka yardımcı, Resûlullah (s.a.s.)’tan başka delil (rehber), takvadan başka azık ve ibadette sabırdan başka amel yoktur.” (Kuşeyri s.300) Mutasavvıflardan Nehrecuri takvadan bahsederken şu nefis benzetmeyi yapmış: “Dünya, deniz; ahiret, sahil; takva, vapur; halk ise yolcudur.” (İmam Rabbani, Mektubat, 76.mektup) Bizler için en güzel örnek ve en doğru rehber olan Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) her zaman ve zeminde kişinin takva ehli olması gerektiğini şöyle ifade buyuruyor: “Her nerede olursan ol, takva sahibi ol. Her işlediğin günahtan sonra bir hayır işle ki o günahı silsin. İnsanlara karşı güzel ahlâk sahibi ol.” (Tirmizi,Birr,55) Takva neticesinde kulun derecesinin meleklerin bile üstüne çıkma ihtimali vardır. Zira insanların meleklerden daha üstün olabilmesi ve terakkî etmeleri, yükselmeleri bu sayededir. Melekler de, emirlere itaat etmektedir. Ancak melekler (yaratılış gayelerine uygun olarak) terakkî edemiyor. O hâlde, takvaya sarılmak ve takva üzere olmak, her şeyden daha lüzumludur. İslâmiyet’te en kıymetli şey takvadır. Dinin temeli de takvadır. Takva sahiplerinin bazı alametlerinin olduğu söylenmiştir. Bunlar, Allah’ın kaza ve kaderine razı olmaları, Allah’ın nimetlerine şükretmeleri, Allah’tan gelen bela ve musibetlere sabretmeleri, doğru sözlü olmaları ve ahitlerine sadık kalmalarıdır. Takvanın, insanın Cennet’e girmesine vesile olan çok önemli bir vasıf olduğu hususu da yine Fahri Kâinat’ın (s.a.s.) mübarek ifadelerinde şöyle geçmektedir: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’e insanı Cehennem’e en çok götüren şey soruldu. O, ağız ve ferc (yani bu iki uzvun sebep olduğu ve işlediği günahlar)’dir, buyurdu. Kendisine insanı Cennet’e en çok götüren şey sorulunca da, Allah’tan korkmak (yani takva sahibi olup O’na gerektiği gibi ve layık olduğu şekilde saygı göstermek) ve güzel ahlâk diye cevap vermiştir.” (Tirmizi,Birr,62) Anlaşılıyor ki ebedî saadete ulaşmanın yolu takva ve güzel ahlâktan geçiyor. Yani Allah Teâlâ’ya karşı üzerine düşeni yapmak ve insanlara karşı da güzel muamele sahibi olup onlarla iyi geçinmek, kişinin ahiret nimetlerine kavuşmasına vesile oluyor. Kısacası örnek bir mü’min, güzel ahlâk sahibi olması gerektiği kadar aynı zamanda muttaki bir kişiliğe sahip olmalıdır. Takva, şerefli bir elbisedir ki onunla süslenme şerefine ancak hakkıyla iman edenler nail olur. Allah Teâlâ o elbiseyi ancak katında şerefli kulları olan salih kullarına giydirir. Çünkü onlar Allah’ın emirlerini yerine getirir, yasaklarından da kaçınırlar. Bu hususla ilgili olarak da Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kişi mahzurlu olan şeyden korkarak mahzursuz olanı terk etmedikçe gerçek takvaya ulaşamaz.” (Tirmizi, Kıyamet 20) Kişinin zahiri elbise ile süslenmesinden daha hayırlısı Allah’tan korkma ve vera elbisesidir. Çünkü iç güzellik dış güzellikten daha önemlidir. Bakın yüce Rabbimiz bize ne buyuruyor: “Takva elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetleridir. Belki düşünüp öğüt alırlar.” (A’raf,26) Muttaki insanın takva sayesinde erişeceği birçok güzellik vardır. Yani takvanın çok güzel meyveleri vardır. Takva, salih amellerin kabulüdür. İnsanın işlediği güzel işlere derinlik kazandırır. Çünkü takva ile desteklenmiş ve takva ile süslenmiş ameller güzeldir ve kabule daha şayan hâle gelmiş demektir. Sûfilerden İbrahim b. Şeyban, şerefin, tevazuda; izzetin, takvada; hürriyetin, kanaatte olduğunu ifade etmiştir. (Kuşeyri s.200) Takva üzüntü ve endişenin giderilmesidir. Muttaki insan Allah’ın inayeti ile üzüntü ve tasa içerisinde olmaz. Zira takvanın verdiği güç ve moralle imanın gereği olarak her bela ve musibetin birer imtihan vesilesi olduğunun bilincinde olur. Takva günahlardan bağışlanmadır. Çünkü takva sahibi insan istiğfarı yani mağfiret talebi bol olan insandır. Muttaki insan, geçmiş ve gelecek tüm günahları bağışlanmış olan Resûli Ekrem (s.a.v.) dahi devamlı istiğfarda bulunduğu için bu konuda bizim gibi günahkâr kulların çok daha fazla istiğfarda bulunması gerektiğinin şuurunda olan insandır. Allah Resûlü’nden (s.a.v.) katiyen günah sayılabilecek bir fiil görülmemiştir. Buna rağmen günde yetmiş defadan fazla tövbe ve istiğfar ediyordu. Her adımda Cenâbı Hakka doğru bir önceki adıma nispetle daha fazla yaklaşmış olduğundan, kazandığı bu yeni durum penceresinden eski hâline bakıp istiğfar ediyordu. Yani her yeni gününde O, bir evvelki günü istiğfarla anıyordu. Takva sahiplerinin bakışları nurlanır ve dünyaları aydınlanır. Çünkü mümin basiretlidir ve muttaki insan olmaya çalışan kişi bu basireti en üst noktaya taşımaya çalışır. Muttaki insanlar, dünyada bir imtihan içerisinde olduklarının şuurunda olarak, uhrevi meselelere müteallik çalıştığı gibi dünyevi işlerden de tamamen kopuk değildirler.
Allah’ın yardımı muttakiler ile beraberdir. Takva
sahipleri için güzel bir akıbet vardır. Hâsılı, takva bir kevser, muttaki de
ona ulaşmış bahtiyardır; Hak katında bu mazhariyeti elde etmiş insan da azdır. Âkıbet
muttakilerindir. Allah’a emanet olunuz!
Yanlız Kayıtlı Kullanıcılar Yorum Yazabilir.
Powered by AkoComment 2.0! |
||
| Sonraki > |
|---|
çevirdin 


