| Böyle Garip Bencileyin |
|
|
|
| Yazar Administrator | ||
|
‘’Doğrudan doğruya Kur-an’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.’’ M.Akif ERSOY
Asrın idrakinden evvel kendimize söyletmeliyiz İslam’ı, kendi ruhumuza geçirmeliyiz. Anlaşılan o ki zevatın için den çağa uygun!... kayda değer bir zümre oluşmamış henüz, oluşmamış ki, idraki tekelinde bulunduranlar kaygı duyup ik ballerinden telaşa kapılsınlar. Telaşa kapılsınlar ki, ikbal kaygısıyla hatır kıymet bilsinler. Demek ki çağın hastalığı; mater yalizm her yerde. Bakış ona göre atılıyor. Aslında Mana Alemine gönül verenlerin üzüleceği bir durum değil bu. Mana A leminde sancak açanların üzüntüsü olamaz.
Bilhassa sevinç meselesi olmalı. Birilerinin ikbal kaygısına düşmesi veya düşürülmesi hiç te zor değildir. Ancak dava adamlarının böylesi kabuklarla kaybedecek zamanı da olamaz. Allah Rasulü’nün daha yirmi civarında sahabesi var iken ‘’Ey iman ettik diyenler! İman ediniz!’’ ayeti celilesi vahiy olunduğunda; Her sahabe ayrı ayrı evlerine çekilip, bu ayet benim yüzümden geldi diye hüzün yaşadıklarını hepimiz biliriz… Ortada iyi yorumlanması gereken bir mesaj var. Sevindirici bir mesaj. Birileri ikbal kaygısına düşmemişse doğru kulvardayız demektir. Eğer yanlış metotlarla aynı ikbal kaygısında olsa idik işte o zaman ızdırap başlardı. O zaman birileri ikbal kaygısı ile kaynardı ki bu çok ızdıraplı bir kulvar olurdu. Tıpkı tatlı sulara karışan kirli suların vereceği sıkıntı gibi.
‘’Alet işler el övünür’’; Semra Kaynana öylesine bir reyting toplamıştı ki; Başbakanın AB Müzakeresi ile ilgili açıklamalarını onda iki kişi izlemişti. Bu gün kitle yönlendirme sanatı, manüplasyon yolları, uyuşturucu ve esrarengiz yöntemlere bir de adam harcama sanatının pratik ustaları eklenince, hem de bunu kutsal davalar adına yaptığını kabul edecek bir kitle; kapağın açılmasını bekleyen bulanık baraj suları gibi hazır bir kitle olunca İblise derman mı yeter!?
Ama yüz yıl önce başlayan İngiliz fitnesi; yarı protestan, yarı sunni Marksist anlayışın! işi ne kadar da kolay gibi gözüküyor. Sünneti çıkardın mı işin içinden ruhsuz bir beden gibi istediğin yöne çevir. İstediğin fetvayı ver. Yaradanı sevmek gibi bir derdin kalmaz yaradandan ötürü. Ben işimi yaptım borcumu ödedim, oh ne rahat.
Oysa Müslüman gidişattan da, genelden de sorumludur. Müslüman inanan kardeşlerinden de sorumludur. Dolayısı ile inanan herkese karşı duyarlı ve hürmetkar olmak zorundadır. Ancak adam harcama sanatının pratik ustaları olduğunu düşünen profesyonel:kapitalist oryantalistler, hokkabazlar herkesten iyi bilirler ki, bir de Allah’ın hesabı vardır.
İman teslimiyet derecesi ise sorun yok. Sorunu olanlar düşünsün. Hangi ikbal kaybını veya hangi yemezliği düşünerek iş icad edenler düşünsün. Mevcut statü içinde geçmişte bir hesabı olanlar bilmelidir ki, zaman Allah’ın en temel mülklerindendir. Mahlukata belli vadede en büyük zaman verici, belli bir vakte kadar zaman veren Yüce Allah’tır.
‘Ol dediğinde olduran O iken, kainatı belli bir zamanda yaratan ve aceleci olmayan da O’dur. O alimdir, vasidir, vekildir, azimdir. Öyle ise iman ettik diyenler iman etsin yeter. Allah’ın müsaade ettiğinden sızlanmayacağımız gibi, O’nun aldığından da gocunacak değiliz. Zarara uğradığımızda söylenmeyiz, kara geçtiğimiz de sevinmeyiz. Ümidimizi de kesmeyiz.
O’nun alim sıfatı benlikleri ile hayrı karıştıranları da bilendir. Nefisleri ile aldatıcı şeytanın buyruklarına koşanları da ayırd edicidir. Hesap Allah’a mahsustur. Yaşadık, gördük elhamdülillah.
Bu gün kitlelere baktığımızda, isim, sülogan ve taklitten ibaret, içerik bakımından eksik olduğunu görüyoruz. İşte bu yüzden uyanmaya ihtiyacımız vardır. İç ve dış bütün manüplasyonlardan korunmak, kitle yönlendirme sanatının tuzaklarından korunmak, iblisin hilelerinden ve kuklalarından korunmak ve ehven-i şer tercihi yapmak zorunda kalmaktan korunmak için uyanmaya ihtiyacımız vardır.
Özellikle istismar edilen değerlerimizde topyekün uyanık olmaya ihtiyacımız vardır. İstismarlar artık ülkemizde doğal davranış halini almaya başladı. En tehlikeli olanı da bu. Eğer istismar edilecek kitleleriniz yoksa tehlikede yoktur.
Aslında ülkemiz kendi nüfusuna oranla, dünya devletleri içinde duyarlı ve istenilen bilince sahip bireyler toplamı açısından oldukça zengindir. Ancak genç ve dinamik, bir o kadar da fazla nüfusa sahip olması bakımından ehven-i şer’i tercih etmek zorunda kalmaktadır. Bu sıkıntı vericidir. Bu sıkıntıları ortadan kaldırmanın tek yolu aydınlatma, bütün vatanı aydınlatmaktan geçer.Aydınlanmanın en etkin yolu ise eğitimdir.
Muallim Beyler! Muallim Hanımlar! Yurdu ve ulusu kurtarmak isteyenler için yurtseverlik,iyi niyet,özveri çok gerekli niteliklerdir. Nedir ki bir toplumdaki hastalığı görmek, onu iyileştirmek,toplumu çağımızın isteklerine uygun olarak yükseltmek için bu nitelikler yetmez bu niteliklerin yanında bilim ve teknik gereklidir. Bilim ve teknikle ilgili çalışmalar başladığı ve geliştirildiği yerse,okuldur. Bunu için okul gereklidir. Okul adını, hep birlikte, büyük saygı ile analım...Okul, genç beyinlere,insanlığa saygıyı, ulus ve yurt sevgisini,bağımsızlık onurunu öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düşünce, onu kurtarmak için tutulması uygun olan en doğru yolu belletir. Yurt ve ulusu kurtarmaya çalışanların ayrıca, işlerinde birer namuslu uzman ve birer çalışkan bilgin olmaları gereklidir. Bunu sağlayan okuldur. Ancak bu yolla,girişilecek her türlü işin ulusa uygun sonuçlara ulaştırılması gerçekleşmiş olur.
Mustafa Kemal ATATÜRK 27 EKİM 1922 Eğitim ve öğretimin önemini izah etmek fazla bir şey olur. Bu memlekette eskiden beri bir bilgisizlik devam ediyor. Eski idareler, bu bilgisizliği devam ettirmeyi kendi devamları için bir lüzum gibi mütalâa ediyorlardı. Bu memlekette cehaleti süratle ortadan kaldırmak lâzımdır. Başka kurtuluş yolu yoktur. 1923 (Gazi ve İnkılâp. Mahmut Soydan, Milliyet Gazetesi. 9. 1. 1930) İş eğitim işidir. Ancak bu eğitim ve öğretim, milletin kendi kimlik değerlerine ve bilhassa bağımsızlık gibi yüksek karakterine uygun, onu köleleştiren ve başka milletlere ve medeniyetlere özenti besleyen değil, tarihine, milletine, dinine, bayrağına ve vatanına inanan cesur ve atılgan, bilim ve teknolojiyi amaç olarak değil araç olarak benimsemiş, gücü yönetmeye aday, yüksek özgüvene sahip, bu yüzden dışa dönük olmaktan endişesi olmayan, güce ve bilime tapınmayan, her şart ve ortamda kendini ifade etmekten çekinmeyecek, fitneden uzak birleştirici ve gerçekçi, planlama ve uygulama becerisine sahip, çekirdek kadrolarla ilerleyen, eğitip bırakan değil kendi yanında yücelten, bedensel dinamizmini koruyan güçlü şahsiyetler yetiştirmeyi iş edinmelidir.
En mühim ve feyizli vazifelerimiz, eğitim ve öğretim işleridir. Eğitim ve öğretim işlerinde mutlaka muzaf fer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtuluşu ancak bu suretde olur. 1922 (Atatürk'ün M.A.D.s. 10)
Türkiye'nin eğitim ve öğretim siyasetini her derecesinde tam bir açıklık ve hiçbir tereddüde yer vermeyen kesinlikle ifade etmek ve uygulamak lâzımdır. Bu siyaset her manasıyla millî bir nitelikte götse rilebilir. 1924 (Atatürk'ün S.D.I, s. 317)
Eğitimdir ki, bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, s. 198)
Oysa bu gün eğitilmiş kitleler, içinde bulunduğumuz konjonktüre takılıp kalmakta, milletimize ve ülke mizin stratejik konumundan kaynaklanan bütün sorunlara eğilmemektedir. Gündem adeta emperyalist senaryo lara hizmet etmekte, milleti ayakta ve dik tutacak ahlaki değerler törpülenmek yolu ile bireysel özgürlük kavra mı başkalaştırılarak nesillerimiz kendi dialektiğimizden koparılmakta, kuşak çatışmasından da öte kendi varlık sebepleri ile çatışan, hatta hakareti maharet sayan bir davranışa adapte olma yoluna çekilmektedir.
Bu durum milletimizin var olan ciddi sıkıntılarına yenilerini eklemekte, asgari ortaklığımızı ve gönül birliğimizi bozmakta ve milli güç kaybına, milletin dinamizminin israfına yol açmaktadır. Buna rağmen idrak ve temsil kabiliyetini elinde tutanlar bütün yetersizliklerine rağmen, hırslarından önleri ni görememekte, statülerinden vazgeçememek tedirler.
Bu yüzden de ufuk açmak yerine, hezeyanla sadece bir grup olmayı tercih etmektedirler. Bilinmelidir ki bir yanlışı ortadan kaldırmak için, yanlışın yolunu açan ve oyalayan bir gurup olmak yanlışın müsebbipleri kadar hesap vermeyi gerektirir. Milletin kaderi üzerine şahsi ihtiraslar için sınama yapılamaz. Şahsi ihtiraslar yine şahsi sonuçlar doğurur. Soruna sahip çıkmak ve bunun için çığ gibi büyümek, taşın altına el koymak gere kir.
Bu gün büyümenin yolunu kapatanların gelecekte de temsil kabiliyetleri de olmayacaktır. Ancak ülke kade rine sahip çıkmak isteyenlerin iyi donatılmış eğitim kurumlarına ve kendi dialektiğine uygun değerlerle yetiş miş asil kadrolara ihtiyacı vardır. Bir adam yetiştirmek bile değil ülkenin dünyanın kaderini değiştirebilir. Saygılarımla… Yanlız Kayıtlı Kullanıcılar Yorum Yazabilir.
Powered by AkoComment 2.0! |
||
| Sonraki > |
|---|
çevirdin 


