| Fotosentez |
|
|
|
| Yazar Administrator | ||
|
Yeşil yapraklı bitkilerin, güneş ışığı enerjisi yardımıyla, Karbondioksit ( CO2) ve Suyu ( H2O) birleştirerek, organik besin üretimi yapmaları işlemine FOTOSENTEZ denir.
Yeşil bitkiler, kökleri ile topraktan su ve suda çözünmüş madensel maddeleri, yaprakları ile de havadan Karbondioksit alırlar. Yeşil bitkilerin su ve karbondioksiti ışık yardımı ile yapraklarda bulunan kusursuz laboratuarlarda ( Klorop-lastlarda ) birleştirerek besin üretmeleri mucizevî bir olaydır. Fotosentezle üretilen besinin dışında, Oksijen ve su da üretilir. Bitkilerin gelişmesi, canlıların hayatının devam edebilmesi ve insanlarında ana besin kaynağını oluşturan önemli unsur yapraklardır.
Allah’ u Teâlâ yarattığı insanların ve canlıların yaşayabilmeleri için öncelikle gereken toprak, su, oksijen ve diğer nimetleri yaratmıştır. Allah’ u Teâlâ Bakara suresi 164. Ayetinde : “Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ ı n yağdırdığı ve kendisi ile yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip – yaymasında, rüzgârları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” buyrulmaktadır.
Allah’ u Teâlâ’nın yukarıda bakara suresinde işaret buyurduğu gibi insanlar için yararlı şeyler olarak yarattığı toprak, su ve havadan bahsedilmektedir. Ayrıca yeryüzünde bütün canlıları üretip yaymasında düşünen bir topluluk için ayetler bulunduğunu biz insanlara öğretmektedir. FOTOSENTEZ olayı Allah’ u Teâlâ’nın mucizevî olarak yarattığı aşama, aşama gerçekleşen bir oluşumdur. Bu oluşumda meydana gelen kimyasal işlemlerin bir kısmı halen bilim adamlarınca tam olarak tespit edilemediğinden varsayımlarla hareket ederek tahminlerde bulunmaktadırlar.
Yapraklar; bitkilerin, insanların ve canlıların can damarıdır. Solunum ve besin üretim kaynağıdır. Yapraklar, insanların hiçbir zaman gerçekleştirmeleri mümkün olmayan kimyasal laboratuarlardır. Yapraklar bitki türlerine göre, çok değişik biçim ve formlarda karşımıza çıkar. Kurak bölgelerde ufalır, kalınlaşır ve kaktüslerde diken şeklini alır. Bu âlemi yaratan Mevla’mızın hikmetleri sonsuzdur. Yaprakların görevlerinden bir tanesi de su kaybını azaltmak, suyun ekonomik olarak kullanılmasını sağlamak ve suyun buharlaşmasını önlemektir.
FOTOSENTEZ, üstün yapılı bitkilerde genellikle yapraklarda gerçekleştirilmekle birlikte, kaktüs gibi yaprağı çok az bitkilerde ise sap bölümünde de gerçekleştirilebilir. Yaprakların yüzeylerinin geniş olması, FOTOSENTEZ için gaz alış verişlerine uygun zemin hazırlarlar. Bitki büyürken, yaprakları yaratılış gereği FOTOSENTEZ yapmaya uygun biçimde düzenlenir. Yaprakların yapması gereken birçok görevleri vardır. Yaprakların geniş olan yüzeyleri, güneş ışığından kaynaklanan fazla ısının atılmasını sağlarlar. Su kaybını önlemek için, yaprakların güneşe dönük olan üst yüzü çoğunlukla “ kutikula” adı verilen bir tür su geçirmez, koruyucu bir cila ile örtülür.
Yaprakların alt yüzeylerinde ise gaz alış verişini sağlamakla görevli özel olarak yaratılmış deri hücrelerinden gözenekler bulunur. Yapraklarda ortalama 1mm2’de 140-150 adet gözenek bulunması akıllara durgunluk verecek mucizevî bir olaydır. Gözle görülemeyen bu gözenekler gelişmiş mikroskoplar la tespit edilmektedirler.
Gözeneklerin açılıp kapanması karbondioksit alıp, oksijen vermeye yetecek, ancak su kaybına yol açmayacak biçimde yaratılmışlardır. Yaprakların ve gözeneklerin yapı, sayı ve şeklide fotosentezi etkiler. Geniş ve gözenekleri fazla olan yapraklarda FOTOSENTEZ artar. Bunun neticesinde bitkinin özelliğine göre yapraklar değişik renkler alır. Karbon özümleme si de denilen fotosentez olayı, kara ve su bitkilerinde en çok yapraklarda olur. Fotosentez sonucu glikoz, su ve oksijen meydana gelir. (Bunlar diğer elementlerle birleşerek, bitkiler için hayati önem taşıyan karbonhidrat, yağ ve Aminoasitlere dönüşür. Ayrıca glikoz molekülleri bir enzim yöntemiyle nişastaya çevrilir)
Yeryüzünde bulunan bitkilerin bir kısmı sonbaharda yapraklarını tamamen dökmekte, diğer bir kısmı da yapraklarını dökmemektedir. Yaprağını döken bitkilere “yaprağını döken bitkiler” denir. Yaprağını dökmeyen bitkilere de “ İbreli” veya “Yaprak dökmeyen” bitkiler denir. Yaprağını dökmeyen bitkiler yazın ve kışında fotosentez işlemlerini yerine getirirler. Tabiata bakıldığında, sonbaharda yapraklarını dökmeye başlayan bitkiler, kışın tüm yapraklarını dökmüş olurlar. Sanki ağaçlar kurumuş ve canlılığını yitirmiş gibidir. Fakat ilkbahar geldiğinde kuru vaziyetteki ağaçlar ve bitkiler tomurcuklar vererek, sürgünler oluşturmakta, dallanıp yeşermektedirler. Meyve veren ve meyve vermeyen bitkiler insanlık ve canlılar için temel ana kaynaklardan birisidir. Allah’ u Teâlâ’nın sonsuz kudretine şahittirler.
A) YAPRAĞIN KISIMLAR I: a) Yaprak sapı: Yaprağı dala bağlayan kısımdır. Besin, su ve mineral maddeleri taşıyan iletim demetleri ( ince borular) bulunur. b) Yaprak kını: Yaprak sapının dala bağlandığı şişkinleşmiş kısmıdır. c) Yaprak ayası: Yaprağın geniş ve yassı kısmıdır. Üzerinde iletim damarları, gözenekler, kloroplastlı hücreler bulunur. Yaprağın şekli, yaşadığı yer ve iklim şartlarına göre değişir.
STOMALAR: Yaprakların alt yüzeylerinde deri hücrelerinden oluşmuş gözenekler (stomalar) Fotosentez için gerekli olan karbondioksiti alır ve çeşitli işlemlerden sonra oksijeni dışarı bırakır. Ayrıca solunum için gerekli olan oksijeni alır ve oluşan karbondioksiti dışarı atar. Terleme sonucu oluşan suyu dışarı atarak, topraktan kökleri vasıtasıyla su ve mineral madde alışverişini sağlar.
Bitkilerin ekseriye çoğunluğu ürettiği oksijeni gündüz doğaya bırakır, ayrıca soluması için gerekli oksijeni gözenekler vasıtasıyla alırlar ve solunum sonucu oluşan karbondioksiti gözenekler vasıtası ile gece doğaya bırakırlar. Ceviz ağacında ise tam tersi gerçekleşir, solumadan sonra oluşan karbondioksit gündüz vakti doğaya bırakılır. Halk arasında inanılan ceviz altında uyunmaz konusu bundan kaynaklanmaktadır. Gündüz salınan karbondioksit yüzünden insanlar rahat oturup, yatamazlar.
B) YAPRAĞIN GÖREVLERİ: 1) Solunum yapmak: Yapraklar sahip oldukları gözenekler sayesinde oksijeni alır ve yapraklardaki mükemmel fabrikalarda ürettikleri şekerli bir besin maddesi olan glikozu kullanarak solunumu meydana getirirler. 2) Fotosentez yapmak.
3) Terleme yapmak: Yapraklarda solunum ve fotosentez sonucu artan ısının azaltılması amacıyla, ısının fazlasının suyun buharlaşması sonucu dışarı atılmasıdır. Bitkiler solunumu devamlı yaptıkları için sürekli terleme yaparlar.
c) SUYUN VE MİNAREL MADDELERİN TAŞINMASI: Ksilem: Ölü hücrelerden oluşan odunsu borulardan meydana gelir. Kökleri vasıtasıyla alınan su ve mineral maddelerin taşınmasını gerçekleştiren ince borulardır. Ksilem demetler halinde bulunur. Ksilem köklerden yapraklara doğru çıkan tek yönlü borulardır. Bitkilerde 2 çeşit iletken doku vardır. Bunlardan biri olan Ksilem borusunun görevi köklerden aldığı su ve mineralleri yapraklara taşımaktır.
Diğeri ise Fotosentez sonucu üretilen organik gıdaları ve organik bileşikleri harcanacakları ve saklanacakları organlara ileten CANLI ince borulardır.
D) BESİN TAŞINMASI: Bitkilerin su taşımalarında olduğu gibi besinleri de taşımalarında uygulanan metodun sırları kesin olarak çözülememiştir. Sadece çeşitli varsayımlar ileri sürülmektedir. Yapılan araştırmalarda en kabul göreni “ Toplu akış hipotezi” dir. Yaprakların iç dokularında üretilen şeker, aktif taşıma yoluyla, taşıyıcı kanalda canlı olan özel hücrelere iletilir. Bu taşıyıcı kanalı oluşturan hücrelere yani çekirdeğini kaybeden hücrelere gelen şekerli çözelti, kanal boyunca bitkinin şeker yoğunluğu az olan diğer bölgelere taşınır. Yani çok yoğun ortamdan az yoğun ortama taşınırlar. Amerika da yetişen dünyanın en büyük ağacı olan SEKOYA( Mamut) ağacı, 150 metre boy yapmaktadır. Yaşları 1500 – 2000 seneye ulaşmaktadır. Allah’ u Teâlâ’nın hikmetleri sonsuzdur.150 metre boylanan bir ağacın dışarıdan hiçbir müdahaleye ihtiyaç duymadan kökleri vasıtası ile aldığı suyu yapraklarına kadar ulaştırması mucizevî bir olaydır.
Ağacın bu suyu yukarı taşımasında herhangi gürültü, ses duyulmamaktadır. Herhangi bir hava kirliliği oluşmamakta, canlılar için herhangi bir zarar söz konusu bulunmamaktadır.
DEVAM EDECEK…
DUYANLAR GELSİN GÖRENLER GELSİN
Güneş ufuktan nurunu yaydı Karanlıklar tamamen dağıldı Dünya semaları aydınlandı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Küfrü korku saldı telaş aldı Akıbetini gördü çok yandı İslam milleti artık uyandı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Yolumuz hakikatin aynası Hedefimiz Hakkın rızası Türk milleti yeniden canlandı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Şükür yeni temeller atıldı İnci mercanlar yere saçıldı Ruhlar dirildi beden canlandı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Samsunda yeni bir şema yandı Bütün âlemi nur aydınlattı Kapalı gözler yeniden açıldı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Amasya’dan haberler alındı Reyhan sümbül kokuları saçıldı Şükür, işareti alanlar aldı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Sivas’ta âşıklar sazı çaldı Sedalar dile geldi çağladı Lokman hekim yaralar sardı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Erzurum kongresi yapıldı Heyetler toplandı kararlar aldı Artık Fatma nineler ayaklandı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Maraş’ta Sütçü imam canlandı Tüfeğine o hemen davrandı Zulmeti deldi millet uyandı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Şahin Bey köprübaşına vardı Düşmanla kıyasına savaştı Şehitlik makamına ulaştı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Kervanımız hakikat kervanı Şehirden şehre yükünü aldı Menzile artık çoktan yaklaştı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Eshab-ı Kehfli bahtımız açıldı Tevhid gemisi limana yanaştı Ona binenler deryaya daldı Duyanlar gelsin görenler gelsin
Yanlız Kayıtlı Kullanıcılar Yorum Yazabilir.
Powered by AkoComment 2.0! |
||
| Sonraki > |
|---|
çevirdin 


