Ana Menü

Giriş / Kayıt

Sitede Olanlar

Çevrimiçi yok

Son Eklenen Siirler

Terör PDF Yazdır E-Posta

 

teror

 

Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.” (Maide Suresi, 32)

 

Ayeti kerimede Yüce Rabbimiz bütün insanlığa hitap ederek, bir insanı haksız yere öldürmeyi kesin bir dille yasaklayarak, masum bir insanın öldürülmesi bütün insanlığın öldürülmesi olduğunu beyan buyurmuştur.

Yüce kitabımız Kuranı Kerim ve velayet nurunun sahibi sevgili Peygamberimiz  (SAV) her zaman ve zeminde adil olmayı, adaletli yaşamayı ve adaletle hükmetmeyi bizlere emretmektedir. Dolayısıyla da bizlere düşen görev, her zaman ve mekanda haksızlığa düşmeden, adaletli davranmak ve yaşamaktır.

 

KÜRESEL TERÖR

Bugün dünya yüzeyinde, küreselleşme adına tüm dünyada egemenlik kurmak için batılı güçler terör estirmekte, özellikle geri kalmış ülkeleri maddi ve manevi sömürüye maruz bırakmaktadırlar. ABD ve müttefikleri çeşitli bahanelerle (kimyasal silah, demokratikleşme, özgürleştirme gibi) hakkı olmadığı halde diğer ülkelere saldırmakta, ülke halkının mal can, din, namus vs haklarına tecavüzde bulunmakta ve buna da demokrasi-insan hakkı gibi kılıflar uydurmaktadırlar.

 

Oysa ABD ve müttefiklerinin yaptıkları bu hareketler terörün bizzat kendisidir. Aynı zamanda ülkemizde yıllardır onbinlerce masum insanın kanını döken, bebe – çocuk, kadın – yaşlı demeden katleden, tamamen dış mihrakların güdümünde olan terör örgütlerini ise el altından yine bu güçler beslemekte, Türkiye Cumhuriyetinin bu kanlı terör örgütlerine yönelik taarruzlarına da engel olmaktadırlar.

 

Şunu herkes iyi bilmelidir ki, devlet içinde devlet kurulamaz ve binlerce şehit verilerek alınan bu topraklar kimseye devredilemez.

Bugün ülkemizi çeşitli platformlarda bölmek parçalamak isteyenler hiçbir zaman başarılı olamayacaklar ve kazdıkları kuyuya kendileri düşeceklerdir.

 

Ülkemizde onbinlerce insanın haksız yere kanının dökülmesine sebep olan bir terör örgütünü, dünya kamuoyunda demokratik bir hak olarak göstermeye çalışan milletler, kendilerine veya yandaşlarına ufacık bir dokunmada feveran edip, masum insanlara saldırmakta, yaptıkları zulmü gözleri hiç görmemekte ve yaptıklarının binde bir cezasını çektiklerini kabul etmemektedirler.

 

Ayrıca bu şer güçler, kendilerinden olmayan insanların canını, malını, dinini hiçe saymakta,  şüphe duydukları bir masumun canına göz kırpmadan kıymaktadırlar. Son günlerde televizyonlarda da yayınlanan malum zalim devletlerden birisi kendi halkından olmayan birisinin canına sadece şüphelendiği için kıymış, daha sonra da masum olduğunu anlayınca sadece özür dilemekle olayı kapatmaya çalışmış ve aynı şeyi tekrar yapacağını söyleyerek devletçe terör estirmiştir. Ve bu insanlar geçmişten beri hep böyle süregelmiştir.

 

Batılı ülkeler kendi çıkarları ve dinlerini yaymak uğruna üçüncü dünya ülkelerine adeta çıkarma yapmakta, ülke halkına işkence etmekte ve devlet yönetimine sinsi oyunlarla el koymaktadır. Ve maddeten güçlü oldukları için hiç kimse yaptıkları bu zulme, estirdikleri bu teröre ses çıkaramamaktadır.

 

Oysa “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Hadis-i Şerifinde beyan buyurulduğu üzere, Müslüman haksızlık karşısında susmamalı, mutlaka tepkisini bir şekilde göstermelidir.

 

Batılı güçlerin yaptıkları bu hareketler birer terör eylemidir, bunlara karşın Müslümanların yaptıkları ise bir tepkidir. Batılı şer güçlerin yaptıkları bu kadar zulme istinaden bir Müslüman çıkıp tepkisini sözlü veya fiili olarak gösterdiğinde ise özellikle basın yayın gücünü elinde bulunduran bu şer güçler tarafından terörist olarak bizlere gösterilmekte, kendi yaptıkları itina ile gizlenirken Müslüman’ın göstermiş olduğu tepkisi abartılarak ve saptırılarak sunulmaktadır.

 

Şu kesinlikle bilinmelidir ki, hiçbir Müslüman terörist olamaz ve hiçbir terörist Müslüman değildir. Biz Müslümanlar şunu kesin olarak ayırt etmemiz lazımdır ki, Batılı şer güçlerin yaptıklarına tepkisini sözlü veya fiili olarak gösteren bir Müslüman, bizlere batılılar tarafından terörist olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa bu Müslüman terörist değildir.

Ayrıca dünyadaki bütün şer güçlere her zaman ve mekanda tepkisini gösteren gayri Müslimlerin yaptıkları zulme ve sömürüye dur demeye çalışan, kendi ülkesinde esir edilmeye çalışılan Filistin, Irak, Afganistan, Çeçenistan, Türkistan ve diğer ülkelerdeki kardeşlerimiz, bizlere terörist gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa bu ülkelerdeki kardeşlerimiz, kendilerine zulmeden zalimlere karşı, Allah için, din için, vatan için mücadele eden birer vatanseverdir.

 

Çünkü Müslüman hiçbir zaman haksız yere cana kıymaz, haklı dahi olsa aşırıya kaçmaz, bu Allah’ın kesin bir emridir.

 

ÜLKEMİZDEKİ DURUM

Ülkemizde geçmişten beri süregelen bir kargaşa ortamı sürekli olarak canlı tutulmaya çalışılmaktadır. Bu ortamı ise, içimizdeki hainler ve dışımızdaki düşmanlar oluşturmakta ve yaratılış gayesinin bilincine varamamış zayıf insanları emelleri doğrultusunda kullanmaktadırlar.

 

Geçmişi, dini, vatanı bir olan, inancının temelinde yaratılana hoşgörü yatan bir insan, asla şer güçlerin güdümüne girerek kardeş kanı dökmemeli, hiçbir şekilde şer güçlerin emeline hizmet etmemelidir.

 

Müslüman, inancı gereği herkese hoşgörüyle bakmalı, ancak haksızlık karşısında da susmamalıdır. Gördüğü bir kötülüğe mutlak suretle müdahale etmelidir ki bu dinimizin bir emridir.

 

“Sizden biriniz bir kötülük gördüğü zaman onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse dili ile düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin ki bu da imanın en zayıfıdır.” Hadis-i Şerifinde inanan bir Müslüman muhakkak emri bil maruf, nehyi anil münker (iyiliği emredip, kötülükten men etmek) mecburiyetindedir. Dolayısıyla çevremizde gördüğümüz fena fiiliyatlara gücümüz nisbetinde müdahale etmeliyiz.

 

Mafya:

Son zamanlarda tüm dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşam mafyalaşma İslam’ın yasakladığı fiiliyatlardandır. Devlet iradesi ve kanunlardaki boşluklardan istifade ederek, inancı zayıf, hak-hukuk tanımayan ve yaradılış gayesinden sapmış kişilerce oluşturulan mafya, insanlara haksız bir şekilde zulmetmekte, Allah’ın yasak kıldığı cana kıyma, uyuşturucu madde ticareti, insanların mal ve can güvenliğine saldırma gibi fiiller işlemektedirler. Herhangi bir yolla bu duruma düşmüş kardeşlerimiz varsa, şunu çok iyi bilmelidir ki, hiçbir zaman ağlayanın malı gülene kalmaz ve hiçbir eylem Allah katında saklı ve gizli kalmaz. Yapılan bütün işlerin hesabı sorulacaktır.

 

Devletin görevi halkını korumak ve gözetlemektir. Bazı kesimler maalesef herhangi bir haksızlığa uğradığı zaman, devletin sağlayacağı adalete güvenmediği için, batıl bir yol olan mafyaya işini gördürmekte, bu yolla haklı dahi olsa Allah katında haksız duruma düşmektedir.

Yukarıda da değindiğimiz gibi insanlar yaptıkları bütün işlerden hesaba çekilecektir. Dolayısıyla yapacağımız bütün işleri gözden geçirmeli, bunun kullar nezdinde ve Allah indinde haklı-haksız olduğuna hassasiyet göstermemiz gerekmektedir.

 

Trafik:

Bu minvalde ülkemizde özellikle ülkemizde trafik terörü diye nitelendirilen, trafik kazalarında sürücüler azami gayreti göstermeleri, bütün kurallara harfiyen uymaları gerekmektedir. Kendi dikkatsizliği veya kural ihlali yüzünden meydana gelecek kazada ölen bir insan, Ayeti Kerimede de geçen haksız yere adam öldürme fiiline girer ki, bu dinimizce yasaklanmıştır. Dolayısıyla her konuda olduğu gibi Müslüman, trafik kuralları konusunda da azami gayreti göstermek zorundadır. Trafikteki kural ihlali kul hakkına tecavüzdür. Müslüman ise en çok dikkat etmesi gereken, kul hakkıdır.

 

Ekonomik Terör:

Günümüzde sermayeyi elinde bulunduran mihraklar, halkımızı tefecilik, faizcilik, kara para aklama, gibi gayri İslami bir darboğaza sürüklemekte, insanların  çaresizliğinden istifade ederek onları batağa saplamaktadırlar. İşte bu ekonomik bir terördür. İnsanların hayırlısı, diğer insanlara faydalı olan insandır. Oysa yukarıdaki fiiller insanımıza zarar verdiği ve maddi açıdan mağdur ettiği aşikardır. Dolayısıyla dinimizce yasaklanmıştır.

 

Rüşvet:

Bugün maalesef resmi ve özel kurumlarda öylesine bir darboğaz oluşturulmuş ki, teknik veya idari herhangi bir konuda bir işin yürütülmesi için vatandaş çoğu zaman rüşvet vermek zorunda bırakılmaktadır. Oysa “Rüşveti alanda verende melundür.” Hadisi Şerifi gereği, asli görevini yapmak için rüşvet alan bir memur veya işini yasal olmayan bir yoldan daha hızlı gördürmek isteyen bir vatandaş, melun (lanetlenmiş) olarak sıfatlanmakta ve bu yolla diğer insanların haklarına mutlaka tecavüzde bulunulmaktadır.

 

Bu durumda rüşveti alan – veren arasından gönüllülük olsa dahi bu rüşvetin cezasını ortadan kaldırmaz. Çünkü bu yolla mutlak suretle bir haksızlık, adaletsizlik meydana gelmektedir ki bu bir terördür.

 

Torpil:

Gerek devlet kademesinde ve gerekse özel sektörde makam ve yetki sahibi kişiler, sözde referans olma veya itibarını kullanarak, birilerine torpil geçmekte, bu ise Allan bizlere emir buyurduğu adil yaşam prensibine ters düşmektedir. Çünkü mutlak suretle torpil geçilen bir kuruluşta birilerine adaletsizlik yapıldığı, birilerinin mağdur, birilerinin mamur edildiği muhakkaktır. Her ne suretle olursa olsun, insanlar asli görevlerini bila istisna yapmak ve asla adaletten ayrılmamak zorundadırlar. İnsan hangi hal üzerine olursa olsun, hakka rıza göstermek zorundadır. Asla başkasının hakkını gasp etmekle bir kazancı olacağını düşünmemeli aksine bunun büyük bir ziyan olduğunu bilmelidir.

 

Medya Terörü:

Günümüzde halkın yanlış yönlendirilmesinde, yanlış bilgilendirilmesinde, doğru olanın yanlış, yanlış olanın doğru olarak gösterilmesinde ve benzeri konularda basın yayın kuruluşları baş rol oynamaktadır. Oysa basın yayın ilkeleri ve kanunlar gereği hiçbir basın organı halka yanlış bilgi veremez. Ancak birçok medya kuruluşu maalesef bizlere kendi özümüzden olanı vermek yerine, gayri ahlaki, gayri İslami, bir üslup sergilemekte ve halkımızın manevi yönden zayıflamasına sebep olmaktadır. Bugün birçok filmde açık seçik Hıristiyanlık propagandası yapıldığı halde, bazı medya kuruluşları bunları ısrarla yayınlamakta, adeta misyonerlik faaliyetini üstlenmektedir.

 

Ayrıca birilerinin yaşadığı şaşaalı ve ahlak dışı hayatı, halkımızdan özellikle büyüme çağında olan nesle çok cazip göstererek onları bir özentiye sevketmekte, bu ise ahlaki bir bozunmaya ve hakkı olmayana yönelmelere sebep olmaktadır.

 

Bugün kötü yola düşmüş birçok insanımız, medyadan görüp özendiği bir hayatı yaşama arzusuyla böyle bir yola girdiğini itiraf etmektedirler. Oysa medyamız insanlara kendi ahlaki, manevi ve öz değerlerinden yayınlar yapsa, bütün bu kötülükler olmayacak ve insanımız dosdoğru bir hayat yaşamaya çalışacaktır.

 

Müslümanlar olarak bizlere düşen görev, medya ne kadar kirli yayın yaparsa yapsın, önce özünü öğrenmeli, daha sonra hiçbir şekilde bu yayınlara bulaşmamalıdır. Ayrıca inancına küfür eden, halkımızın ahlaken bozulmasına çalışan medya kuruluşlarına hiçbir zaman destek vermemelidir.

 

Sonuç:

Zamanımızda Müslümanlar her halükarda uyanık ve dikkatli olmalı, haklı ve haksızın ayırt edilmesine yardımcı olacak ilimleri öğrenmeli, asla hainlerin tuzağına düşmemelidir.

 

Dünya ve Ahiret saadetinin temeli, Müslümanca yaşamak ve Müslümanca ebedi aleme göçmektir.

 

Allah cümlemizi her türlü kötü fiilleri işlemekten ve yaradılış amacından sapmaktan muhafaza buyursun. Amin

Yanlız Kayıtlı Kullanıcılar Yorum Yazabilir.
Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun.

Yorumlar

Powered by AkoComment 2.0!

 
Sonraki >
 
Namazda kalbime dünya düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardım. İşin esası nefse uymamaktır. Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.)