Ana Menü

Giriş / Kayıt

Sitede Olanlar

Çevrimiçi yok

Son Eklenen Siirler

Fitne PDF Yazdır E-Posta

 

fitne

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…“Ve bir fitne kalmayıp, din yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla muharebe edin.”(Bakara-193)

 

Allahu Teâlâ Hz. insanı yeryüzüne halife olarak yaratmıştır. Bu nedenle hepimiz İslam için mücadele etmekle yükümlüyüz. Gerek ailemizde gerek çevremizde İslama zarar verecek ne varsa onları düzeltip, hak olan İslamı onlara bildirmek zorundayız. “(Ey Bilginler) Sizler kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?”(Bakara-44)

 

Ne yazık ki şimdi bazı kendini bilmezler, kendilerince İslamı sevdirmek adına dini bölük pörçük ederek, bütün esasları alt üst ediyorlar. Bize düşen bildiğimizle amel etmek ve insanlara da bildirmektir.

 

Bilmediklerimizi de “bu dinde yoktur” diyerek söküp atmamak, o konuyu araştırıp öğrenmeliyiz. Yoksa Allah muhafaza dinden çıkarız da bilemeyiz. Bu gibi insanlar, ayeti celilede de belirtildiği gibi tam bir fitnedir.  Yine ayeti celilede de buyrulduğu gibi  “Fitne katilden daha şiddetlidir.” (Bakara-191) 

 

Çünkü fitne öyle bir haldir ki; insanın içine öyle bir sızar ki; dost görünür, dosttan eder. Peygamber Efendimiz ahir zamanda fitnenin girmeyeceği ev kalmayacaktır buyuruyor. Ahir zamandayız fitne her yeri sarmış durumda. Kalplerimiz dahi fitne ile meşgul olduğundan gerektiği gibi tefekkür edemiyoruz.

 

Enes bin Malik’ten rivayet edilen hadiste : “Fitne uykudadır, uyandırana lanet olsun.” buyruluyor. Fitneyi uyandıran kişi, o fitneyle hareket edenlerin bütün günahını da yüklenmiş durumdadır.  Kim unutulmuş bir sünneti hatırlatıp ta insanlara da bildirirse, o sünneti işleyenler kadar sevap kazanır.

 

Buna mukabil kötülükte aynıdır. Müslümanlar kendi kendilerinin fitnesi olmuş. Kâfirlerle uğraşmayı bırakıp kendi kendimize zarar veriyoruz. İç savaş içindeyiz, hep bir olsak asla bunlar başımıza gelmez. İslamiyet konusunda o kadar gevşek davranıyoruz ki, dışarıdan bakıldığında Müslüman ile olmayanı ayırt edemiyoruz. Bizler doğru dürüst yaşamayı bilsek, bize kimsenin bir zararı dokunamaz. Doğru olan bir çubuğu kimse eğemez.

 

Ali İmran suresinin 139. ayetinde “ Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” Bakınız Allah’u Teâlâ’nın vaadidir. Eğer inanmışsanız buyurarak, sıdkı gönülden bağlı iseniz. Dil ile müslümanım deyip de yan gelip yatanlardan değilseniz. Gönlünüz benden uzakta, bütün fitnelere bulanmış, Allah demekten aciz değilseniz.

 

O zaman dünya işleri için üzüntüye kapılmayın. Dünya içinde çektiğiniz sıkıntılar için üzüntüye kapılmayın. Bu dünyada yenilgiye uğramış görünsek de, elbette Allah nurunu tamamlayıp ceza günü gelecektir. İşte gerçek yenilgi o zaman ortaya çıkacaktır.

 

Eğer dünyada iken heva ve heveslerimize uymuşsak, fitne insanın fitnesine kulak vermişsek ve ona göre hareket etmişsek o zaman yenilginin en büyüğünü yaşamışız demektir.

 

Peygamber Efendimiz (sav) :” Ümmetim sıratı geçerken yağmur gibi cehenneme dökülür.” buyuruyor. Rabbim o günümüzde bizlerin yardımcısı olsun. Yağmur gibi cehenneme dökülenlerden değil de billur gibi cennete akanlardan olalım inşallah.

 

Düşünün ki cennettekiler bir üst tabakada ki cennetliklere baktığında onları yıldızlar gibi görecekler ve onlar kimdir diye sorduklarında, onlar sizden bir derece üstün cennetlik kardeşlerinizdir buyrulacak. Eğer cennetlikler arasında dahi bu kadar mesafe varsa, gelin cehennemlikler ile cennetlikler arasını siz düşünün.

 

Peygamber Efendimiz (sav) “Cennetin kapısını çalmakta tembellik etmeyin ki, o kapılar size açılsın.” buyuruyor. Gerçekten biz Müslümanlar tembeliz, Müslümanım diyoruz ama İslam’ın hangi şartını tam manasıyla yerine getiriyoruz ki? İki üç dakikadan fazla sürmeyecek bir namazı kılmaktan aciziz.

 

Hâlbuki Rasulullah (sav) bizim için, o namaz hususunda kaç kere Rabbinin huzuruna çıktı. Kaç kere Musa (as) ile müzakerede bulundu. Bir daha Rabbimin huzuruna çıkamam buyurdu. Hangi ümmete verilmiş ki bize verilen fırsatlar, hangi ümmete şefaat hakkı verilmiş, peygamberlerinden başka! Kıymet bilip, haddi aşmayalım.

 

Şüphesiz Allahu Teâlâ Hz. haddi aşanları sevmez. Yeryüzünde fitne çıkarıp insanların huzurunu kaçırmak, onları eleştirmek ve kendi hatalarımıza karşı kör olmak, bize hiçbir fayda vermez. Önce gönül aynamızda kendimizi bir süzelim, süzgeçten geçirelim. Neyimiz var, neyimiz yok nefsimizin önüne serip, sen busun diyelim.

 

Senin halin hayvandan da aşağı, Ancak O’nu bilir ve O’na kulluk edersen, Resulüne itaat edersen insan olabilirsin. Yoksa bir hiçten farkın yok. Rasulullah Efendimiz (sav) buyuruyor ki: “Haberiniz olsun ki, bedenin içinde bir lokmacık et parçası vardır ki iyi olursa bütün beden iyi olur; bozuk olursa bütün beden bozuk olur. İşte o kalptir.”

 

Eğer kalbinde fitneden bir leke varsa, o zaman haline yan. O zaman yan ki, bu insanların hakkını ben nasıl ödeyeceğim. Huzuru mahşerde Rabbimin ve Rasulullah’ın yüzüne nasıl bakacağım. Allah kalplerde olanı bilendir.

Bize düşen zararın neresinden dönersek o kâr. O nedenle gece gündüz demeden tövbe istiğfar getirelim. Fitneden ve fitne insandan uzak duralım. Allah’a emanet olun. Allah yar ve yardımcınız olsun…

Yanlız Kayıtlı Kullanıcılar Yorum Yazabilir.
Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun.

Yorumlar

Powered by AkoComment 2.0!

 
Sonraki >
 
Biz bu yolu, tasavvuf kitaplarından değil, halka hizmetten elde ettik. Herkesi bir yola götürürler. Bizi de hizmet yoluna götürdüler. Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.)