Ana Menü

Giriş / Kayıt

Sitede Olanlar

Çevrimiçi yok

Son Eklenen Siirler

Cenneti Naim-1 PDF Yazdır E-Posta

 

baba

 

CENNET-İ RIDVAN:
   
“ Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis/ Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. /Artık, kullarımın arasına gir. Cennetime gir.(Fecr – 26-29)

Gözümün nuru,  aşk-ı muhabbetim,  Rabbim Teâlâ, Beytine mukaddesine nazar kıla… Biz fakiri bazı ayetlerin sırrını bildirmek için cennet-i alaya, katına davet kıla… Bizi mutmainne eyleye. Gecemiz kadir ola. Zikir ehline cennet uzak değildir. Resülullah efendimiz buyurdu: “Cennet Bahçelerine uğrayın, onlara uğradığınıza cennet bahçelerinde otlayın. Sordular: -Ya Resülullah! Cennet bahçeleri neresidir.- Resûlullah efendimiz, “zikir meclisleridir.”
   
Cennet-i Rıdvan’ın sekiz cennetin sekiz kapısı vardır.

SEKİZ CENNET:

1.    Cennet-i Naîm:  Nîmetler bahçesi,
2.    Cennet-i Adn        : Daimî kalınacak bahçe,
3.    Cennetü’l - Me’vâ : Barınılacak bahçe,
4.    Cennetü’l-Firdevs: Bahçe,
5.    Dâr’ul – Huld        : Daimî kalınacak yer,
6.    Dâr’ul – Karar       : İkamet olunacak yer,
7.    Dâr’us – Selâm     : Emniyet ve selâmet yeri.
8.    İlliyyûn  : Yücelerin yücesi.

Cennet-i Naim : Kırmızı yakuttan dır.
Cennetü’l-Baki : Beyaz nurdan dır
Cennet-i Kübra : Kırmızı yakuttan dır
Dâr’us – Selâm : Yeşil zebercetten dir
Cennetü’l-meva : Mercandan dır
Cennet-i adn : Altından dır
Cennetü’l- firdevs : Hem altından hem de gümüşten dir
Cennetü’l ula : Gümüşten dir

Bir de Cennetin sekiz adet de kapısı vardır. Bunlardan her mü’min ameline göre girecektir. Bu da her cennetin ayrı ayrı sekiz kapısı olarak mı, yoksa her kapıdan bir cennete mi girilecek tam net değildir. Bazıları cennetin yedi tabaka olduğu ve bunlara sekiz kapıdan girileceği şeklinde de anlamıştır.


CENNET KAPILARI:

1. Tövbe kapısı
2. Namaz kapısı
3. Oruç kapısı
4. Zekât kapısı
5. Sadaka kapısı
6. Hac ve Umre kapısı
7. Cihat kapısı
8. Sıla-i Rahim kapısı

Ebu Hureyre anlatıyor: Hz: Peygamber (s.a) şöyle buyurdu: “Kim Allah yolunda, malından iki şey harcarsa, cennetin kapılarından ‘Allah’ın kulu! Burası güzeldir, buradan girin’ diye çağrılır. Namaz ehli olanlar/Sürekli namazını kılanlar, Salat(namaz) kapısından çağrılır. Cihad ehli olanlar, Cihad kapısından çağrılır. Oruç ehli olanlar/sürekli oruçlarını tutanlar Reyyan(su içip kanan) kapısından çağrılır. Sadaka ehli olanlar/Daima sadaka verenler, Sadaka kapısından çağrılır.” Bunun üzerine Ebu Bekir “Ey Allah’ın Resulü! Anam, babam sana feda olsun, bütün bu kapılardan çağrılması için kişinin ne yapması gerekir? Bu kapıların hepsinden çağrılacak kimse var mı?” diye sordu.  Hz: Peygamber(a.s.m) “Evet, öyle ümit ediyorum ki, sen onlardan olacaksın” buyurdu.”(Buharî, Savm, 4).

Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını ‘parça parça koparan' kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (Muhammed/15) “Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir.” (Mutaffifin/25)
   
Cennetteki havz-u Kevser, aranan ab-ı  hayat suyudur. Aşıklara sunulan aşk kadehi ilm-i hikmet pınarı dört çeşmesi vardır. Dördünün suyu ayrı ayrıdır. Dünyadaki benzeri insanın başıdır. Göz burun ağız ve kulaktır. Bir baş olmasına rağmen dört çeşit su akar.

Havz-u kevserinden dört çeşme akar:
1-Ab-u hayat suyudur.
 2-Ab-u şaraptır.
 3-Baldır
 4-Süttür. Memeli hayvanın memesine benzer ehlini emzirir besler.

Dördününde tadı lezzeti değişiktir. Kimileri bu dört çeşmeden de içmiştir. Kimileri iki çeşmeden içmiştir. Kimileri bir çeşmeden içmiştir. Kimileri zaman içerisinde kimileri bir tepside, kimileri bir kadehte Kimileri kamil mükemmel olmuş. Kimileri ilmi hikmet bulmuş kimileri aşıklıkta kalmış. Kimileri sade tat almış. Günün ozanları gibi kimileri ekmek yerken kimileri kete çörek yemiş.


Gel gönül göç eyle dâr-ı fenadan

Gel gönül göç eyle dâr-ı fenadan
Açılmış makamı gülü Cennetin
Çünkü bir vefa yok yalan dünyadan
Bezenmiştir her tarafı Cennetin

Ne güzel halk etmiş yaradan Tanrı
İslâm olanlara nasip et bari
Altundan gümüşten burc-u hisarı
Tabaka tabaka yeri Cennetin

Her ne kadar methetsem o kadar yüce
Bilmeyen cahile gelir netice
Şevkinden durulmaz yok gündüz gece
Her yana şevk verir nuru Cennetin

Muhammed'dir Hakk'ın hak dürdanesi
Kurulsun şemalar aşk pervanesi
İki kerpiçtendir onun binası
Mücevherdir çar tarafı Cennetin

Her mümine yetmiş huri azından
Doymak olmaz her birinin nazından
Ballar akar bismilâhın gözünden
Zülâllanmış ol Kevser-i Cennetin

Onları saranlar alırlar tadı
O zaman açılır gönlümün şadı
Ebubekir Ömer Osman Haydan
Dört ismi var aşikâre Cennetin

Amelde zayıfım gayet pek naçar
Cennet'in kapısın ganiler açar
İdris nebi orda hülleler biçer
Ne güzeldir hülleleri Cennetin

Sümmani neylesin kisb-u kemâli
Kemâlsiz dünyada neylersin malı
Orada görünür kudret cemâli
Titreşir binası nuru Cennetin


CENNET-İ ÂLÂNIN
REFİKELERİ

Hasan Hüseyin efendilerimiz cennet-i alanın reyhanları, kokanları, koku saçanları.
   
Cennette hur-i  gılmanlar dolaşır. Salih kullar ile toylaşırlar. Bir kişiye yetmiş hur-i gılman verilir. Halleri: Çok az konuşurlar, ne yer ne içer ne susarlar. Ne alır ne verirler, ne de döllenirler fakat sevişirler. Nefis olmadığı için cinsi münasebette bulunmazlar. Elbiseleri rengarenk tüldendir ne kadar giyinseler de tenleri görülür. Hiç birisi birbirine benzemez ayrı bir güzellik içerisinde eşlerini hoşnut ederler. Boyları selviye benzer saçları topuklarına değer. Yanaklarının alı şölve verir her yana. Dünyaya gelseler herkes kul olur onlara. Nurun ala nurdur yayılır her yana. Dişleri benzer inci mercana. İşte onlar kürsüler üzerinde oturur bir birlerini seyrederler. Onlar cennet-i alanın süsleridir. Havz-u Kevser etrafında dolaşırlar. İşte hur-i gılmanların vasıfları böyledir. Birde aşığın dilinden dinyelim.

İşte Allah için birbirini sevenler, annenin babanın evladını sevmesi müminlerin birbirlerini Allah için sevmeleri dini sevmeleri, kuranı kerimi sevmeleri ve muhabbet etmeleri, zikir meclisleri cennet bahçeleridir. Oraya girdinizmi orda otlayın buyuran resulüllah efendimiz. Bir nevi cenneti tarif etmişti. Orada herkes aynı yaşta olacak. Kimileri setirlerin üzerine uzanırken kimileride kürsüler üzerinde oturacak.onlara iri gözlü hürüler nurdan veletler hizmet edecek ,şarap sunacaklar. Cennet-i alayı gezip dolaşacaklar. Her ne isteseler onu bulacaklar. Hiç yorulmayacaklar ahlanıp vahlanıp üzülmeyecekler. Sevgiden başka bir şey görmeyecekler. Çünkü hepsi insan olmuş vasıflanmış, nefis belasından kurtulmuş onu dünyada bırakmış huşu içinde hep birbirlerine selam vermektedir. Allah’u Teala da  selam verir “selamun gavlen min rabbirrahim”

 Yasin suresinde şöyle buyuruyor Yüce Allah:
55 - Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
56 - Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
57 - Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
58 - (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır. Kuşkusuz Allah’u Teâlâ vadide haktır.

HEP YAŞIT SEVGİLİLER
              
Yıllardır ağladım yarin ardına
Ağlarım gülmedim nerdesin nerde
Esmayı okudum yarın adına
Yıllardır görmedim nerdesin nerde


Sevdiğim Pakize bir huri gilman
Bu aşkın elinden olmuşum giryan
Yaktım ciğerimi eyledim büryan
Ben seni özledim nerdesin nerde


Seyrimize durdu cümle melekler
Halime ağlıyor bütün felekler
Baktım ki nazlı yar hala elekler
Hastayım ölmedim nerdesin nerde


Ali muhabbetin yayar her yana
Muhtaç ettin beni dine imana
Sevdiğim düşmedim asla inkâra
Ben seni sözledim nerdesin nerde


SEVDA SEVDA SEVDA DERLER

Sevda sevda sevda derler
Haktan gayrı seven yoktur
İnci mercan danesini
Haktan gayrı alan yoktur

Hak yarattı bak Âdem’i
 Nuh’una yaptırdı gemi
Hepsi bir davet encamı
Haktan gayrı gelen yoktur

Akıl mantığı bir yana
Hak ilham eder kuluna
Bakın bu işin sonuna
Haktan gayrı bilen yoktur

Hak Teâlâ’ya kul olan
Hakikatte kendin bulan
Varmadır dünyada kalan
Haktan gayrı bilen yoktur

Dursun kalk geçiyor zaman
Hak Teâlâ’dan geldi ferman
Uyan ey ihvanım uyan
Haktan gayrı kervan yoktur
Bundan gayrı kervan yoktur

Eğer âşıkları incelerseniz her bir aşığın bir sakisi vardır. Yani ona aşkı tebliğ eden ona kadehi sunan bir el vardır. Bunlar cennet reyhanlarıdır. Sundukları ise cennet şarabıdır. İfadesi ise Vakıa suresindeki ayetlerde acık belirtilmiştir.

“ 17 - Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.

18 - Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.

19 - Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.” Bu kadehlerin dünya ehline vermiş olduğu muhabbettir. Şunu iyi bilmiş olalım ki zahir mana iç içe yürür. Zaten insandaki ruhun varlığından kaçta kaçı haberdardır. Ruhun varlığından haberi olmayanlar. Gaibe iman edemezler. Biz gaibe iman etmişiz. Şu şiir yerindedir.

BİR ÖRNEK VERECEK OLURSAK ÂŞIK SÜMMANİ BABA

Sümmani'nin gerçek adı Hüseyin olup, babası Kasımoğulları'ndan Hasan'dır. 1861 yılında Erzurum ili, Narman ilçesi, Samikale Köyü'nde doğmuştur. Kendileri bu köye Kafkaslar' dan gelmişlerdir. Babası köyde çobanlıkla geçimini sağlamakta idi. Hüseyin 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı. Hüseyin'in genellikle danalarını otlattığı yer Ablaktaş'tır: Bir gün Şekerli Düzü' ne hayvanlarını otlatmaya tek başına gider. Hüseyin, kendisine doğru bir atlının geldiğini görür. Atlı, Hüseyin'e selam verir ve adını öğrenmek ister. Çok aç olduğunu söyleyip ondan ekmek ister. Köylerinde nerede misafir olabileceğini sorar. Hüseyin üç arpa ekmeğinin yarısını atlıya verir. O' nun bu cömertliği hoşuna gider ve der ki:

 -Oğul, sana bir dua öğreteyim. Bu duayı kırk gün okuyacaksın. Yalnız yüz tane taş say, cebine koy. Her okuyuşta bir taş atarsın. Duayı kırk gün okur ve son gün Ablaktaş'a gider. Babası ise Cuma namazını kılmak için köyde kalır. Ablaktaş'taki çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bırakır. O da namaz kılmaya niyetlenir. Daha önce babasıyla burada namaz kılarlarmış. Namaz vaktini anlamak için de kendilerine bir taş tespit etmişler. Güneş taşa isabet ettiği zaman öğle vakti olduğunu anlarlarmış, O gün de babasıyla yaptığı gibi kendisine taşı nişan eder ve Güneş'e bakarken uykuya dalar.

Uykusunda, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin görür. Güvercinler birden kaybolur ve karşısında üç derviş belirir. Dervişler Hüseyin'e abdest aldırırlar ve birlikte namaza dururlar.

Daha sonra Hüseyin'i ortalarına alıyorlar. Hüseyin bakıyor ki dervişlerden birinin elinde bir tabla  üç dolu bardak var. Derviş, bunları Hüseyin' in önüne getiriyor ve “-Hüseyin, bu şerbetlerden bir tanesini iç bakalım.”diyor. Hüseyin bardakların içindekileri şerbete benzetemiyor. Kendisini kandırdıklarını. Ona içki içireceklerini sanıyor. Ne kadar zorluyorlarsa da içmiyor. Bunun üzerine birisi Hüseyin'in ellerini tutuyor. Birisi de parmağını bardağa batırıp Hüseyin'in ağzına sürüyor. Tam bu esnada Hüseyin uykudan uyanıyor. Bakıyor ki, ne derviş var ne de şerbet. Fakat ağzında İnanılmaz bir lezzet hissediyor.

- Öylece bir daha uykuya dalıyor. Uykuda yine karşısına dervişler çıkıyor Tam eline bardağı alıp içmeye hazırlanıyor ki, dervişler şôyle diyor: 

-Oğul, buna aşk badesi derler. Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi'dir. Bedahşah kentinde Şah Abbas'ın kızıdır. Sen Onun. O da senindir. Birbirinize aşık maşuk'sunuz. Dervişlerden biri Gülperi'nin cemalini gösterir. Üç bardak Hüseyin'e. üç bardak ta Gülperi 'ye verirler. Yeşil mürekkeple yazılı bir kitap okuturlar.

Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek..... 

Hüseyin uykudan uyanır ki, ne Gülperi Han var ne de dervişler. Danaları da göremeyince köyün yolunu tutar. Köye varmaya yakın bir atlıyla karşılaşır.

-Hüseyin, korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra senin mahlasın Sümman, dünyada kavuşmak senin için haram, der. Sümmani, anlam olarak "Sonuncu, sona ait" demektir. 
   
Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu alemler oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedasın tek tek

Lisanları bir hoş eyler avazı
Onlarda mevcuttur ilm-ü el fazı
Dediler: Vaktidir kılak namazı
Aldılar abdestin edasın tek tek

Aldılar abdesti uyandım habran
Aslımız yapılmış hak ü turabtan
Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek

Okudum harfini zihnim bu!andı
Yalelerim göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nuş ettim kırkların mahlesin tek tek

Nuş ettim badesin gördüm rengini
Tam on sekiz saat sürdüm cengini
Yar yüzünde saydım üç beş bengini
Halhalın altında hırdasın tek tek

Dediler: Sümmani gel etme meram
Adamı çürütür dert ile verem
Sen içün dünyada kavuşmak haram
Hüdam böyle salmış kalemin tek tek


AŞIK CELALİ BABANIN
EVVELA AŞIK OLUP SONRA
MÜRŞİDE VARMASI

Celâlî'nin asıl adı Ahmet'tir. Bayburt'un Pulur (Şimdiki adı Demirözü) bucağına bağlı Tahsini (Ozansu) Köyü'nde dünyaya geldi (1850).   

Celâli, "badeli" âşıklardandır. On dört yaşında çobanlık yaparken, bir kaya dibinde uyuklamış, rüyasında bir Pir gelerek (muhtemelen Hızır AS.) bileğine bilezik takmış ve ona Celâli mahlasını vermiştir. Ahmed, bundan sonra Celâlî mahlasıyla şiirler söylemeye başlamıştır. Rivayete göre, onun söylediği ilk şiir, "Bir peri aşkından dîvâne oldum" diye başlayan şiiridir

Nakşibendi büyüklerinden Es-Seyyid Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri, yanında bir grup dervişi ile birlikte Tahsini’ye gelmiştir. Bunlar arasında, Muhammed Beşir Efendi'den sonra yerine geçen Dede Paşa Hazretleri de bulunmaktadır. Dede Paşa Hazretleri, Celâlî'nin intisabını şöyle anlatır:

"Hazreti Pir (Muhammed Beşir Efendim), Tahsini’yi teşrife karar verince, birkaç ihvandan ibaret bir kafileyle refakat etmeye başladık.

Yolda, ne hikmetse, Hazreti Pir'in atı bir türlü yürümedi... Gençlik âlemi, tüfek ata olan




merakım sebebiyle o zaman kırmızı altın liraya aldığım o havalide bir eşi daha bulunmayan cins atımı hemen Hazreti Pir'e takdim ederek, nefsim de yürümemekte ısrar eden ata bindim. Ne hikmetse Hazreti Pir'in altında yürümeyen bu at, inadı bırakarak onu takibe başladı...

Tahsini’de büyük bir alâka ile karşılandık... Çok kimseler el ve himmet aldılar. Bu esnada, Celâli de ziyarete geldi. Mecliste beş dakika kadar sükût hâli hâsıl oldu. Hazreti Pir ile Celâlî'nin ikisi de murakabeye vardılar (sessizce başları önde gözleri yumuk bir süre beklediler)... Bir müddet sonra Hazreti Pir:

— "Celâli, bizden el alsan iyi olur" diye buyurunca, Celâli iftiharla:

- "Ben el almışam" karşılığını verdi.

Sabahleyin, Celâlî'nin tepetaklak düşüp hastalandığını işittik ve bir müddet sonra Tahsini’den ayrıldık.

Aradan kırk gün kadar bir müddet geçtikten sonra, Celâlî'den bir mektup alan Hazreti Pir:

“Dede, haydi Tahsini’ye dönüyoruz” buyurdu ve süratle hazırlanıp acele ile köy meydanına ulaştığımızda, Celâli:

Durun üftâdeler istikbâline
Velayet tahtının sultânı geldi
Dest uzadın lâl-i lebin balına
"Ledünni" ilminin irfânı geldi

Yanında bir bölük melek simalar
Gene esti bize bâd–ı sabâlar
Derd ehli derdine alsın devalar
Hayat iksirinin lokmanı geldi

Habib–i Kibriyanındır bu dergah
Kasem olsun inan vallah billah
Neden münkir olalım Allah Allah
Sultan–ı Enbiya varisi geldi

Celali dur selama gözler râhı
Budur burc–u felekin şems-ü mâhı
Tarik–i Nakşi’nin piri penahı
Elinde gavsilik fermanı geldi.a

Yanlız Kayıtlı Kullanıcılar Yorum Yazabilir.
Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun.

Yorumlar

Powered by AkoComment 2.0!

 
Sonraki >
 
Vallahi dünya için Allah demem. Terzi Baba (k.s.)